
Tebriz’deki köyünden, atasının yadigârı topraklardan, canından çok sevdiği anasından ayrılarak çıktı yola Muhammed Hüseyin. Tahran’a geldi, tıbbiyede okuyacaktı. Çok yönlü bir kişiliği vardı, hem tıp fakültesinde okuyor hem de kendince şiirler yazıyordu. Önceleri sadece Farsça şiir yazan Muhammed Hüseyin, anasının tepkisi nedeniyle anadilinde -Azerice- de şiirler yazmaya başladı, en az Farsça şiirleri kadar yüksek bir söyleyişe sahip Azerice şiirler… Bir yazarın da dediği gibi Şehriyar’ı anlamak için Azeri olmak gerekirdi.
Çok değerli hocam Sn. Mahmut Karademir bir dersimizde Şehriyar’da bahsediyordu. İlginç bir konuydu, hemen dikkatimi çekmişti. “ Fuzûlî’den bu yana onun gibi yüksek bir söyleyişe, edebî ve coşkulu söylemlere sahip bir şair gelmemiştir, tâ ki Şehriyar edebiyat sahnesine çıkana kadar.” Diyordu hocam. Peki, neydi Şehriyar’ı çağlara hükmedecek kadar büyük bir şair yapan? Sanırım bunu anlamak için önce Fuzûlî ile Şehriyar arasındaki ilişkiyi anlamak gerekiyor.
Şehriyar tıbbiyede okurken bütün kızları âşık etmişti kendine. Yakışıklı olmasıyla birlikte şairliğinin ruhuna aksettirdiği güzellikler etkiliyordu etrafındakileri! Bir gün Süreyya’yı gördü ve âşık oldu ona. “Aman Allah’ım peri gibi bir kız, böyle bir güzellik ancak bir peride olabilir.”diye düşündü. Muhammed Hüseyin Şehriyar bu nazlı yâre şiirler yazmaya başlamıştı. Peri’nin güzel yüzünün arkasında, tatlı sözlerinin gerisinde, insanın içini ısıtan bakışlarının derinliklerinde başka bir güzellik vardı. Aslında Muhammed Hüseyin işte o güzelliğe âşık olmuştu. Bir gün peri ile konuşurken bunlardan bahsediyordu. Peri bile bu güzelliğin farkına varamamıştı. Şehriyar’ı farklı yapan da bu olmalıydı.
Şehriyar’da madem böyle bir farklılık vardı, o zaman Fuzûlî’de de böyle bir şey olmalıydı mutlaka. Çünkü ikisi de aynı kutsî, ulvî, coşkulu, heyecanlı söyleyişe sahipti. Elbette Fuzûli de böyle bir insandı. Ama o bir sevgilide varmamıştı bunların farkına. O, bu güzelliklerin farkına “Leyla vü Mecnûn” mesnevisinde varmıştı. Onca şair, Leyla ile Mecnûn’u anlatmasına rağmen hiçbiri Fuzûlî kadar tanınmamış, hiçbirinin yazdıkları Fuzûli’ninki kadar beğenilmemiştir! Peki, ama neden? Çünkü Şehriyar’ın Peri’de âşık olduğu şeye, Fuzûli de âdeta Mecnûn olup Leyla’da âşık olmuştur. Fuzûlî ile Şehriyar’ın aralarındaki bir başka benzerlikse şudur: Şehriyar ile peri aynı okulda tanışmışlardır; Fuzûli ise Mecnûn olup Leyla’sıyla aynı mektepte okurken tanışmışlardır.
Muhammed Hüseyin ve Süreyya adına her şey çok güzel gidiyordu. Ancak Şehriyar farkındaydı bu aşkın onu üzeceğinin, bu aşk yüzünden acı, keder ve elemin onun peşini bırakmayacağının. Nitekim bunlardan da bahsetti Peri’ye. Ona kaygılarını anlattı. Onsuz bir yaşamın kendisini ne hale koyacağından bahsetti.
Kötü haber çabuk geldi. Peri çok durgundu. Anlam veremedi Muhammed Hüseyin bu duruma, nedenini sordu ama bir cevap alamadı. Tuttu Peri’nin elinden ve onu huzur bulduğu, acı tatlı hatıralarının geçtiği Behcet Abat parkına götürdü. Peri anlattı nihayet her şeyi. Ayrılık kaçınılmazdı. Mecburdular buna. Albay olan Peri’nin babasının üstü olan bir general Peri’yi istemişti. Peri; anası, babası ve en önemlisi Muhammed Hüseyin zarar görmesin diye kabul etmişti generalin teklifini. Ey Peri neden kabul ettin de Şehriyar’ı ateşlere attın? Ama hayır o da istememişti bunu. Ama sevdiği adam, anası, atası eğer kabul etmezse bundan dolayı çok zarar görecekti. Peri ise sevdiklerinin zarar görmesine dayanamazdı, mecburdu sevdiği adam için yine sevdiği adamdan vazgeçmeye.
Bu acı haberi aldıktan sonra Şehriyar Peri’yi evine bıraktı. Peri’ye arkasını dönüp oradan usulca uzaklaşmaya başladı. Sanki yaşadıkları onca güzel günlere, aşkına sırtını dönmüştü. Ama o asla böyle bir şeyi yapmayacaktı ömrü boyunca! Peri’yi asla unutamayacaktı. Peri bu gidişe dayanamadı ve koştu peşinden Şehriyar’ın, ellerinden tuttu onun hiç ayrılmamacasına. Sabaha kadar Tahran sokaklarında gezindiler, ayrılığa rağmen bir ömürlük mutluluklarını bir akşama sığdırmağa çalışmak için. Bu dolaşmalarla geçen her saniye ayrılığa ve ayrılıkla gelecek olan ıstırap dolu yıllara yaklaşmak demekti. Ama çare yoktu, ayrılık zorakidir. Ömürlerinin kalan kısmında derin bir acıyla beraber yaşayacaklardı. Şehriyar Peri’sinden, Peri Şehriyar’ından uzak, gece yarıları yıllar boyu ağlayacaklardı yitirmek zorunda oldukları mutluluklarını. Ve sonunda ayrılık vakti geldi. Şehriyar ve Peri, Perilerin evine vardılar. Şehriyar Peri’yi çaresiz ardında bıraktı gözyaşları içinde; sakince, yıkılmadan terk etti orayı. Artık Şehriyar, onu ebede ulaştıracak, gelecek asırlara taşıyacak, farklı kılacak “sevda ve keder” yolundadır.
Sonraki günlerde umudunu iyice kaybetmiş olan Şehriyar Mecnûn misâli dolanmaya başladı Tahran sokaklarında, Peri ile karşılaşabilmek umuduyla, onu bir kere olsun görebilmek arzusuyla. Yine bu niyetle Tahran sokaklarında gezdiği bir gün Peri’nin annesi ile karşılaştı. Şehriyar Peri’nin annesini görünce tutamadı gözyaşlarını, ağlamaya başladı acı acı. Şehriyar: “ N’olur son bir kez göreyim Peri’yi. Zaten sürgün emrim çıkmış, Nişabur’a sürgüne gidiyorum.” dedi. Annesi dayanamadı Şehriyar’ın bu haline ve “Tamam!” dedi. Şehriyar’ın gözleri parladı birden, kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atmaya başladı. O gece Behçet Abat parkında buluşacaklardı Şehriyar ile Peri.
İyi bakın,
Fenâdan ebede bir yolculuktur, bu;
Peri’nin aşığı Şehriyar’ın hikâyesidir, bu.
Şehriyar beklemeye başladı o gece Perisini ama gelen olmadı bir türlü. Gözleri devamlı Peri’nin geleceği yoldaydı. Öylece kalakalmıştı. Oysa Şehriyar sabaha kadar oraya bakacak ve Peri o gece asla gelmeyecekti! Peri’nin annesi Şehriyar’a söz vermesine rağmen artık bir bakan olmuş generalin korkusuyla kızına bu buluşmadan bahsedememişti. Şehriyar’ın o gece, o parkta, Peri’nin yolunu gözlerken neler hissettiğini, neler yaşadığını ben değil cümle âlem bir araya gelse anlatamaz. En iyisi Şehriyar’ın o gece neler yaşadığını, hangi duygular içinde olduğunu, karamsarlığını, bahtının karalığını kendisinin “Behçet Abat Hatiresi” adlı şiirinden öğrenelim. Her beyitte, her sözcükte, her hecede derin derin düşünelim ve hissetmeye çalışalım onun hissettiklerini. Aslında Şehriyar hakkında araştırmalar yapan bir yazarın söylediği gibi, bu beyitleri tam olarak anlayabilmek için ya Azeri olmak gerekir, ya da Şehriyar gibi âşık…