
KERBELA Haykırıştır Diriliştir
Diriliş haykırışıdır, Kerbela!
Hançerlere düğümlü
Bir kesilmiş başın çığlığıdır.
Cennetten kopan.
Bir derin kuyudur. Ali’nin yıllarca konuştuğu,
Bir kaptır. Sırları saklayan
Bir derin bakıştır, Güneşten parlayan
İçimde yıllanmış hüzün bulutların;
Yağmura döndüğü gündür Aşura!
Bir Peygamber Reyhanının;
Kıymetin bilinmediği andır Aşura!
Kıymetini bilene cennet,
Bilmeyene cehennem olduğu
Gündür Aşura!
Acılar senin yanında, duvarın gölgesidir
Güneşten ve duvardan başlayan
Sen acıya güneş, gölgeye duvarsın ey Kerbela!
Sen Zeyneb’e hem yas!
Hemde bayram yerisin Kerbela!
İçimde kırılan Abbas’ın kolları
Sende ciğerime batar
Sende acıtır yüreğimi
Ya sen nasıl dayandın? Koparken kolu Abbas’ın
Taş sinen, gözyaşlarına çamur olur mu? Kerbela!
Kırmızı dudakları, ciğerleri ile yarılmış Rugeyya;
Gelir aklıma her muharrem
İçimde her yudum su ateş kesilir başıma
Seni gözyaşlarımla beslerdim ey zalim Fırat
Yok, mu idi! Bir yudum suyun vermeye?
Yok, mu idi! Söylesene?
Kuru! Kuru ama bir daha Şam diyarına, hüzünlü bakma.
Kan akıyor, her Muharrem binlerce dudaktan yarana
Her bir ok yarana can feda!
Can feda! Ey Resul’ün emaneti
Can feda! Ey Fatıma’nın gözünün nuru
Can feda! Ey cennet kokulu sevgili
Can Feda!
Bir dil bıraktın geride
Bir feryat!
Bir miras aktı o dilden, bir yas damladı.
Dünyanın sinesine
Nerde? Aydınlığı yere seren güneşin, feri
Sönmüş bir volkan gibi simsiyah
Ateşi veren petrol gibi simsiyah
Her ışık yanında karanlık
Yıldırım aydınlığı gibi yanıltır gözü, ardı simsiyah
Senin mesajın bambaşka
Aydınlatır sineleri ve dünyayı
Senin mirasın olmazsa,
Dünya her ışığa rağmen simsiyah!
Bir dil bıraktın Kerbela
Her dokunuşu aydınlık ve kurtuluş
Her kelimesi Resulden bir damla
Her zerresi bir sığınak
O dile, can feda!
Her derdin altında omuzları morarmış bir beden
Her derde, sinesi Kerbela’dan daha geniş bir ova
Bir dil bıraktın Kerbela
Adı, Zeyneb olan!
Adı, Zeynel Abidin olan!
Bir çığlık ektin Kerbela…
Adı kurtuluş
Sonu ferahlık olan…
Uzeyir Yigit



